Ajda Pekkan 2 Aralık Köşe Yazısı!

Ajda Pekkan hürriyet yazısı, Ajda Pekkan köşe yazısı oku, Ajda Pekkan 2 aralık köşe yazısı, Ajda Pekkan yazısı oku, Ajda pekkan kelebek pazar köşe yazısı,  Ajda Pekkan  hangi gazetede yazıyor, Ajda Pekkan yazıları..

Merhaba!

Damdan düşer gibi nereden çıktı bu Ajda diyenlerin merakını gidereyim önce…

Gazetecilik değil merakım…
Köşe yazarı olmak hiç değil…
Polemik mi? Aman benden uzak dursun.
Derdim; haftada bir gün sizinle dertleşmek.
Bunu yaparken de eğlenmek.
Ve sizi eğlendirmek.
Bunu yapabilirsem ne mutlu bana.
Öyleyse buyurun
aşağıya, Ajda’nın yazı mutfağına…

Markan kadar konuş!

Araban ne marka?
Çantan ne marka?
Ayakkabın ne marka?
Telefonun ne marka?
Markalar dünyasında yaşıyoruz.
Marka demek para demek.
Ama bir şey söyleyeyim mi; iyi görünmek için markaya ve çok paraya ihtiyacınız yok.
Pazarda o kadar güzel şeyler var ki…
Şaka yapmıyorum, gizlice pazardan alışveriş yaptırıyorum ben…
Hadi yer de söyleyeyim; Bodrum pazarından…
Neden gizlice derseniz…
Kendim gidip pazardan bir şey almaya kalksam, “Ajda Pekkan pazara düştü” olacak…
Yine de göze alıp gidiyordum.
Ama en son havlu aldığım pazarcı arkamdan “Ajda Pekkan havluları bunlar” diye avaz avaz satış yapmaya başlayınca gitmez oldum. Bu yüzden gizlice aldırtıyorum pazardan artık.
Çok güzel şeyler var, isteyen zevkine göre her şeyi bulabilir.
O yüzden şık giyinmek, bakımlı gözükmek için çok paraya ihtiyaç yok.
Açıkça itiraf edeyim, ben para vermiyorum markaya…
Çünkü modası değişiyor altı ay sonra, neden o kadar para vereyim?
O binlerce dolara satılan marka çantalara, elbiselere para vermem…
Ben onlara verilen binlerce dolara bir sürü ucuz ne varsa alıyorum.
Şimdi isim vermeyeyim, benim herkesin gittiği hızlı tüketim mağazaları favorimdir.
Çok da şık duruyor üstelik…
Çünkü her dakika değişik giyinmek zorundayım.
Bu yüzden de pahalı elbiseler asla almam.
Bir tek sahne giysileri ve ayakkabıları için para harcadığımı söylemeliyim.
Kazara aynı elbiseyi giysen hemen yazıyorlar, öyleyse neden modası hemen geçecek şeylere kucak dolusu para vereyim?
Unutmayın, şık görünmek için çok paraya ihtiyaç yok.
O markalara o kadar parayı verecek bütçeniz olsa bile vermeyin derim…
Bir küçük sır: “Ben markayım, markayı ne yapayım” diyerek başlayın işe…

JLO mu, Madonna mı?

Madonna konserine de, Jennifer Lopez konserine de gittiğimi gören gazeteci arkadaşlar hep aynı soruyu sordular bana:
“Konserleri nasıl buldunuz?”
Madem bu kadar merak edildi, buradan yanıt vereyim:
– Madonna ulaşılmazdı, Jennifer daha yakındı…
– Madonna çok teknoydu, Jennifer Latin havası…
– Madonna tablo gibiydi, Jennifer ponpon kızlar gibi…
– Madonna mesafeliydi, Jennifer seyirciyle daha fazla kontak kurdu…
– Bu yüzden seyirci Madonna’yı daha sentetik buldu, Jennifer’ı daha hakiki…
Ama ikisi de ayrı ayrı güzeldi.
Asıl onları konuşacağımıza biz kendi derdimize yanalım…
Yazık olmuş hepimize…
Uğraşsak o prodüksiyonları yapmamız mümkün değil. En azından Sezar’ın hakkı Sezar’a diyecek terbiyedeyiz, kıskançlık yaptığımız zannedilmesin.

Aşk insanı sapıttırır

Aşk yüzünden sapıtılır mı? Ben sapıtıldığını çok gördüm…
En yakın çevremden gördüm.
İnsan kendi kimliğinden, kendi benliğinden çıkıyor, bambaşka biri oluyor.
Mantıken baktığında olmaması gerekiyor ama gel de sen onu yaşayana sor.
Bunun ne zamanı, ne yaşı var.
Çünkü aşkta “asla” olmaz!
Asla dediğin zaman gelir.
Aşk kandırılmaktır, kanmaktır ve her insan kanmaya, kandırılmaya hazırdır.
Kandırılmak güzeldir, eğer bir süre sonra ilişkide yerini arkadaşlık, dostluk, güvene bırakacaksa…
Ve tabii ilişkide insanlar seks tembeli olmayacaksa…
Sekste tembelleşir insan…
Ama bunun yaşla değil, zamanla ilgisi vardır. Zaman koyarsan, ne kadar az beraber olmaya başlarsan tembelleşirsin…
“Aman nasıl olsa elimin altında, bugün pijamalarımı giyeyim de yarın bakarız” dersen, seks tembeli olmuşsun demektir. Bu da bir ilişki için en tehlikeli şeydir.
Kendine bakmayan, işine ya da evine gömülüp giden kadınları görüyorum.
Kendini bıraktığı an gider pijamalarını giyer, oturur o zaman işte…
Oysa kadının her dakika sahneye çıkacakmış gibi olması gerekiyor.
Sanki o an kapı çalacak, birisi gelecekmiş gibi…
Seyircilerin karşısına çıkacakmış gibi…
Show time!
En azından bir rujunu sürüp, en azından tertemiz olmalı…
Kendine özen göstermeli.
Peki erkekler nasıl olmalı?
Aynı şekilde olmalı derim.
Sadece ruj sürmeyecekler!
Mis gibi kokacaklar, her dakika dişlerini fırçalayacaklar.
Artık bir kadınla beraberim deyip laçkalaşmayacaklar.
Vee en önemlisi onlar da seks tembeli olmayacaklar!

Bir itiraf

Rahatsız derecede gözlemciyim, her şeyi gözlemlerim, sonunda bunun beni yorduğunu itiraf etmeliyim…

Dizilerdeki terlikler…

Kadınlar bakımlı olsun, erkekler kendilerine özen göstersin diyorum ya…
Milyonların izlediği dizilerde tam tersi gösteriliyor.
Mesela dizilerde kadınların giydiği terlikler…
Kadınlara kötü örnek olsun diye özellikle bu kadar kötü seçiliyor sanki… Bu kadar kötü terlikleri nereden buluyorlar!
Aman kadınlar siz siz olun dizideki terliklere kanmayın, pahalı olmasına gerek yok, çok daha şık, zarif ve kadınsı terlikler var piyasada…
Terlikte bile zarafeti kaybetmemesi lazım kadının.
Ben bu konuya niye taktım peki? Galiba terlik fetişistiyim!
Evde çeşit çeşit terlik bu yüzden olmasın…

HÜRRİYET

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.