Habeler, haber
DOLAR
/
EURO
/
ALTIN
/
BİST
/
Hafif yağmurlu
İstanbul: Hafif yağmurlu
  • NAMAZ
    VAKİTLERİ
  • HAVA DURUMU
  • ÜYELİK GİRİŞİ

Hüsn-ü Aşk – Şeyh Galib

Hüsn-ü Aşk – Şeyh Galib
Eklenme : 02 Mart 2013 1:14    Güncelleme : 16 Eylül 2014 1:13    Okunma : 1083

Şeyh Galib hüsn ü aşk kitabı tanıtımı içeriği sözleri şiiri hikayesi vs..

“Aşk başına gelecekleri anladı 
Sözle savaşmayı bir yana bıraktı 
Buyurun, dedi, ne istiyorsunuz? 
Bundan böyle ben varım; 
İşte bela, işte mihnet 
Elimden geleni yaparım 
Aile büyükleri ne gerektiğini söylediler. 
Güzellikle nikâhlanman için, 
çok belaya uğraman, 
önce kimyayı elde etmen gerek, dediler 
Durma; kalp ülkesine yürü; 
Kendinden vazgeç ve 
Kalp yolunda can ver dediler… 
Olur da Allah yardım eder, 
Kalp şehrinin suyunu içersen, 
Kimyası ondadır, 
Güzellikse buradadır. 
Onu getir ve güzelliği al, dediler”

Yazar : Muhammed Nur DOĞAN
Yayınevi : Ötüken Neşriyat

Hüsn’ü nikâhlamaya çok çaba gerektir,
Önce sana kimya bilimi gerektir.
Durma, kalp ülkesine sefer et,
Kalbe giden yolda canını ver.

Yirmi altı yaşındayken; içinde neredeyse bütün çiçekleri, meyveleri, gökkuşağının tüm renklerini barındıran, sabah melteminden kasırgaya kadar varan rüzgâr yelpazesini estiren, çağının bütün sanat dallarına resmi- geçit yaptıran, dört mevsimin bütün varlığıyla birer tablo gibi ortaya serildiği ihtişamlı bir sanat şölenidir Hüsn ü Aşk.

Küçük bir kıvılcımdan, birkaç harften, ufak bir bakıştan çıkan, her yanı saran, adeta yakmadık nesne bırakmayan bu kocaman harman yangınını, sonunda “ortalık temizleyen bir ateş seli”ne dönüştürür Şeyh Galib.

Yine o yaşta beşeri aşkı bütün safhaları ve ruh haletiyle yansıtıp, sonunda oluşan hüsranı, ilâhi aşka yönelterek mükemmelleştiren bir sanat ve gönül adamıdır o. Şeyh Galib ve Hüsn ü Aşk hakikaten şaşırtıcı ve hayran bırakıcıdır. Onunla tanışanlar buna kayıtsız kalamazlar. Bu, rastladığı ilk manzarada hayran kalıp, gözünü alamayan bir tek kişinin tespiti ve saplantısı kesinlikle değildir.

Nitekim bizim kültür iklimimizden yetişmeyen ancak eski edebiyatımızla ilgili bilimsel çalışma ve tespitler yapan Victoria R. Holbrook diyor ki: “Hüsn ü Aşk ile ilgili yazıların çoğu onun ne kadar harikulâde, ne kadar muhteşem ve özellikle ne kadar özgün olduğuna dair ünlemlerle doludur..”  Bunları dedikten sonra ve hatta eser boyunca objektif bilim adamı imajı çizmek istemesine rağmen,hayranlığını gizleyemeyip, bol ünlemli cümleler kurmaktan kendini alamıyor adeta.

Bir başka batılı, İngiliz oryantalist, Elias J. W. Gibb’in “Hüsn ü Aşk gerçekten de Türk romanslarının şahı ve zirvesidir” dediğini ekliyor

Holbrook yine Hüsn ü Aşk’la tanışanların benzer yaklaşımları ve deneyimleri olduğunu belirtip, kendi deneyimini aktarıyor. “Yazar için bu şiir inanılmaz düzeyde parlak ve zengin bir nesne, dünyayı farklı görmeği sağlayacak bir tür define haritasıydı; ister yemek masalarında dostlar arasında, ister yalnızken kitap okunsun, pırıltılı söz sanatları ile fikir ve sesin zarif etkileşimi sanki anlama deneyiminin kendisini yoğunlaştırıyordu.”

Hüsn ü Aşk’ta; tasavvuf ve dini konuların en çetrefilli görünen hususlarının, gönülden bağlı bir mümin tarafından nasıl özümsenmiş olduğunu, çağının bilim ve felsefenin girift konularının nasıl açığa kavuşturulduğunu; söz sanatının, şiirin ve şairin; ne, nasıl ve kim olduğu veya olmadığını didaktik biçimde değil lirik bir anlatımla keyifle izleyebilirsiniz.

Nihayet engin hayal gücünü kullanan Şeyh Galib’in ileri çağlarda keşfedilecek bazı teknolojik vasıtaları nasıl öngördüğüne hayretle tanık olursunuz. Bu yazı genelde Şeyh Galib’i, özel olarak ise onun en çok tesir uyandıran Hüsn ü Aşk adlı eserini gündeme getirme, sürekli canlı tutma daha da tanıma ve tanıtma amacı güden bir  karınca yürüyüşüdür.

Bu sebeple; Şeyh Galib’in kısa bir biyografisini, ardından yine özetlenmiş bir bibliyografya takdim edilecektir. Bu özet bibliyografya, hem Şeyh Galib ve Hüsn ü Aşk’ın farkına varma ayrıcalığına ulaşanlara bir minnet ve anma borcu hem de bu ayrıcalığa namzet olanlara yolun kısasını tarif amacı taşımaktadır.

Hüsn ü Aşk’ın Konusu

Benî Muhabbet (sevgi oğulları) adındaki Arap kabilesi içinde kabile büyüklerinden birinin bir oğlu; bir başkasının da bir kızı olur. Oğlana Aşk, kıza da Hüsn adını verirler. Kabilenin nişanladıkları bu gençler, Edeb denen okulda Munlâ-yı Cünûn adındaki hocadan ders okudukları sırada birbirlerine âşık olurlar. Bazen içinde Feyz havuzu bulunan Ma’nâ gezinti yerinde buluşmaktadırlar. Buranın mihmandarı olan Suhan bilgili ve yol gösteren bir ihtiyardır. Kabilede Hayret adlı biri, iki sevgilinin bir arada bulunmasına engel olunca birbirinden ayrılan aşıklar Suhan vasıtasıyla mektuplaşırlar. Aşk’ın Gayret adlı bir lalası, Hüsn’ün de İsmet adlı bir dadısı vardır. Aşk, Gayret’in de yardımıyle Hüsn’ü istemeye gider.

Fakat, kabile büyükleri, Kalb ülkesine gidip oradaki kimyayı getirmedikçe Hüsn’ü vermeyeceklerini söylerler. O da bunun üzerine Gayret’le yola koyulur. Yolda içine düştükleri derin bir kuyuda karşılaştıkları bir cadı bunları hapseder. Bu sırada Suhan yetişir ve kuyu dibinde İsm-i A’zam (Allanın en büyük adı) yazılı ipe sarılıp kurtulmalarını söyler. Buradan kurtulduktan sonra yollan Gam harabelerine uğrar. Kış mevsiminin hüküm sürdüğü burada bir cadı Aşk’a gönül verir. O, kabul etmeyince Aşk’ı çarmıha gerdiği sırada gene Suhan yetişir ve Aşk’a Hüsn’den bir kılıç ile bir at; Gayret’ede iki kanat getirir. Yolda gulyabânîlerle savaşırlar. Bu sırada Ateş denizine rastlarlar. Cinler, onun kıyısındaki mumdan gemilere binmelerini teklif ederlerse de kabul etmezler. Buradan kurtulup Çin ülkesine varırlar. O sırada bir dudukuşu şekline bürünen Suhan, Aşk’a, Çin padişahının Hüş-Rübâ adlı kızına kapılırsa Zâtu’ssuver kalesine hapsedeceğini söylerse de o, Hüsn’e benzettiği Hüş-Rübâ’ya gönlünü kaptırır. (Aşk aldanmıştır. Huş-Ruba onu sarhoş etmiş kılıcını elinden almıştır ve maddî varlığı, insan benliğini temsil eden Zâtu’s-Suver kalesine kapamıştır.) Gayretle burada mahbus kaldıkları sırada gene Suhan yetişir ve Aşk’a kaleyi ateşe vermesini söyler. O da böyle yaparak kurtulurlar. Nihayet, kutlu bir sabah vakti Suhan, bir hekim kılığında gelir ve Aşk’ı Kalb kalesine götürür orada Hüsn’ün sarayına ulaşırlar. O anda Hayret, İsmet, Munlâ-yı Cunûn ve diğerleri gelirler. Ma’nâ gezinti yeri de görünür, işte bu sırada Suhan, cadıyı öldürenin, yolları temizleyenin, hekim kılığına girenin hep kendisi olduğunu, Aşk’a yanlış yol tuttuğunu ve Aşk’ın Hüsn; Hüsn’ün de Aşk’tan ibaret olduğunu, birliğe ikiliğin sığmadığını anlatır. Sonunda Hayret, Aşk’ı alıp Hüsn’e götürür ve gayp perdeleri (bilinmezlik, sır perdeleri) açılır. Aşk, Hüsn’ün kendisi olduğunu anlar. Yani, kendisi kendisine kavuşur.

Hüsn ü Aşk tasavvufî sembolik bir hikâye olup tasavvufta seyr ü sülûk’u yani dervişlikte olgunluğa erişmek için takip edilen manevî yolculuğu anlatmaktadır. Lügatta seyr, yolculuk; sülük ta bir yola girme, bir tarikata bağlanma anlamına gelmektedir. Daha açık bir ifadeyle seyr ü sülük şudur : Tasavvufta Vahdet-i Vucûd inancına göre Mutlak Varlık telâkki edilen Tanrı’nın zâtî iktizâsı yani dileği zuhur etmektir (meydana çıkmak). Bu zuhur, onun kendisini bilmesidir. Tanrının zuhura olan bu meyli, kendinden kendine olan bir aşktır. Bu âlemin bir varlığı olan insan da insanlık suretine gelinceye kadar Tanrının sıfatlarını yüklenerek önce, bilgi âlemine oradan göklere, sonra su, hava, ateş ve toprak denen dört unsura, oradan cansızlar, bitkiler ve canlılar denen mevâlid âlemine geçmiş ve nihayet insanlık suretini kazanmıştır. Buna göre, zuhurun bir ucu Tanrı, öbür ucu insandır. İnsanın olgunluğa ermesi; aslı olan Tanrıya ulaşması için insanlığa gelinceye kadar maddeten ne kadar âlemden geçmişse; bu sefer manevî bir yolculukla insanlıktan Tanrı makamına yükselmesi, ulaşması gerekir, îşte seyr ü sülük budur. Bu manevî yolculuğa çıkmayanlar tabiat âleminde kalırlar. Manevî yolculuk ise o yolları bilen birinin terbiyesine girmek; iradesini onun iradesine vermekle mümkündür. Tarikata giren bir kişi bağlandığı şeyhin bilgi, irade ve kontrolü altında yaradılışın sırrını ihrâk etmeye çalışır. Mânevî yolculuğa giren kişi, olgunluğa üç durakta, merhalede ulaşır. Birinci durakta bütün işlerin Tanrı işi olduğunu hayır, şer, iyi, kötü diye bir şey olmadığını; ikinci merhalede bütün sıfatların Tanrının tek sıfatı olduğunu; çüncü merhalede Tanrı zuhurundan ibaret olan kâinatın Tanrıdan ayrı bir varlığı olmadığını anlar, idrak eder. Böylece, olgunlaşan insan, kâinatla Tanrıyı ayrı görmez; hiçbir şeyi inkâr etmemekle braber hiç bir şeye de bağlanmaz.

Manevî yolculuğa çıkan kişi yani sâlik bu devre içinde itiyadlarını, alışkanlıklarını terketmeye çalışır az yer, az içer, ibadet eder, zikirde bulunur, kendi nefsini daima kontrol altında tutar, tevekkülün, sabrın, kanâatin anlamlarını anlar. Bunlar, dayanılması müşkil olan şeylerdir. Fakat hakikatte birer imtihandır. Sûfîyi olgunluğa hazırlayan ana esaslara tahammül edemeyen kişi yan yolda kalmış demektir. Tasavvufî eserlerde bunlar, sâlikin karşısına çıkan engeller ve müşkiller olarak tanımlanmaktadır. Hüsn ü Aşk’ta Aşk, bütün engelleri aşmış, olgunluğa ulaşmış ve hakikati anlamıştır. Bu bilgilerden de anlaşıldığına göre Hüsn ü Aşk’takı vak’alar ve şahıslar birer sembolden ibarettir. Hüsn sevilen’i yani mutlak güzelliği; Aşk seveni yani dervişi, manevî yolcuyu; Mekteb-i edeb (edeb okulu) dergâhı; Moll-yı Cunûn mürşidi; Suhan aracıyı, yardımcıyı; Gayret çabayı; ismet dürüstlüğü, Kalb kalesi gönlü; yoldaki olaylar, felaketler ve gam harabeleri tahammülü; Hûş-Rübâ aklı çelen nefsi; Kalb kalesine yapılan yolculuk sâliktekî nefis mücadelesini ve tarîkatte çileyi temsil etmektedir

Şeyh Galip (1757 – 1799)

Esed ve Galip mahlaslarıyla yazdığı şiirlerini toplayarak 24 yaşında iken divanını meydana getirdi (1780). Şeyh Galip, hiç kuşkusuz Nedim’den sonraki dönemin en önemli şairlerindendir. Sembolizm benzeri bir tarzın Türk edebiyatındaki öncüsü olmuş, birçok buluşu ve yarattığı mazmunlarla Divan Edebiyatı’nın gelişmesinde büyük bir rol oynamış olmasına rağmen divan şiirinin geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün Şeyh Galip’in şiirleri gösterdiği harika sembolizm ve betimlemelerle özellikle Batıda fazlasıyla beğeni toplamaktadır. Şeyh Galip’in eserlerinin en önemli yönlerinden birisi de tasavvufi temellere sahip olmasıdır. Şeyh Galip tasavvuf edebiyatı açısından çok önemli bir isimdir.

Başlıca Eserleri

Galib Divanı
Hüsn ü Aşk
Şerh-i Cezire-i Mesnevi
Es’sohbet’üs Sâfiye



Bu habere hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yapan sen ol !
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • KÜLTÜR
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10

GÜNÜN HABERLERİ

YAZARLAR

baslik