Habeler, haber
DOLAR
2,90 / 1,86
EURO
3,20 / 1,52
ALTIN
104 / 1,63
BİST100
75,960 / -1,25
Güneşli
İzmir: Güneşli
33°
  • NAMAZ
    VAKİTLERİ
  • HAVA DURUMU
  • ÜYELİK GİRİŞİ

MHP lideri ABD’ye ateş püskürdü

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “PYD eşittir PKK’dır.
MHP lideri ABD’ye ateş püskürdü
Eklenme : 31 Mayıs 2016 13:09    Güncelleme : 31 Mayıs 2016 13:09    Okunma :

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “PYD eşittir PKK’dır. Müttefikimiz ABD, PKK’yla yan yana, yanak yanağıdır. Bu nasıl iştir? Bu nasıl bir kepazelik, nasıl bir husumettir?” dedi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Türkiye’yi etnik tuzakların içine çekmek isteyen küresel oyunun ve aktörlerinin niyetinin ortaya çıktığını söyleyen Bahçeli, “Bugün, bir ateş çemberinden geçmekte olan Türkiye Cumhuriyeti, devlet ve millet olarak bir beka sorunuyla yüz yüzedir. Maruz kaldığımız suikastın hedefi, Türkiye’nin milli birliği ve kardeşliğidir. Bu sinsi oyunun amacı Türkiye’yi kimlik tahrikleriyle kavga ve iç çatışma ortamına çekerek geleceğini karartmak ve dönüşü olmayan bir yola milletimizi hapsetmektir. Türkiye’nin milli haysiyetini ve dayanışma ruhunu kaybetmesinin, topyekûn millet olarak geleceğini yitirmesi olacağını sorumluluk mevkiinde bulunanlar ya görememekte ya da görmek istememektedir. Bugünlere bölücü heveslere cesaret verilerek, ümit aşılanarak, açık çek ve taviz listeleri sunularak gelinmiştir. Dürte dürte uyandırılan etnik tahrikler sonucunda terörizm alan tutmuş, şehadetlerle sonuçlanan kanlı boğuşma ülkenin geneline yayılmıştır. Artık terörün iğrenç tesirinden hiç kimse muaf ve uzak değildir. Türkiye’nin bir bölgesi, Türk vatanının bir yöresi resmen bıçak altına yatırılmış, bölünme ameliyatına alınmıştır. Milli birlik ve huzurumuza kast edenler, hainler, bunlara destek veren iç ve dış kaynaklı mahfiller ur gibi etrafımızı sarmışlar ve Türkiye’yi kıskaca almışlardır. Bu kıskaç korkarız ki önümüzdeki dönemde daha da daralacaktır. Bölücü dayatmaların daha fazla cüret kazanmasıyla iç gerginlik çok tehlikeli boyutlara taşınabilecektir. Ve yıllardır süregelen taciz ve provokasyonlar, tam bir kaos ortamını karşımıza çıkaracaktır. Gelişmeler ve öngörülerimiz maalesef bu yöndedir. Milletin tarihi çıkar ve emanetleriyle çelişen kadroların bu ülkede siyasi istikrar unsuru olamayacağı geldiğimiz bu aşamada nettir, su götürmez gerçekliktir. Bundan zarar görecek olan aziz milletimizin sosyal dokusu ve bin yıllık kardeşliği olacaktır. Türkiye içeride hırpalanacak, giderek daha fazla kan kaybedecektir. Dışarıda sıkışacak, daha çok zemin ve mevzi yitirecektir. Ülkemizin bu yükü taşımaya artık tahammülü kalmamıştır. Bıçak, kemiğe dayanması şöyle dursun, çoktan girmiştir. İçine sürüklendiği bu ağır şartlar karşısında milli bir seferberlik ruhuyla harekete geçmek her Türk vatandaşının kaçamayacağı tarihi bir görev ve sorumluluktur” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin içeriden ve dışarıdan çökertilmesi için yürütülen sistemli saldırılara karşı ilgisiz ve tepkisiz kalmayı tarihin asla affetmeyeceğini söyleyen Bahçeli, şöyle devam etti:
“Türk milleti, bir bütün olarak bu sinsi oyunu mutlaka bozmak zorundadır. Gün, milli birlik ve dayanışma ruhuyla uyanmak ve ayağa kalkmak günüdür. Türk milleti ortak akıl ve sağduyu ile bu badireyi de mutlaka atlatmalıdır. Bu itibarla siyasi hayatımızda çok önemli bir dönemece, kalıcı etkileri ve sonuçları olacak bir dönüm noktasına hızla yaklaşıldığını buradan ifade etmek istiyorum. Siyasi ihtiraslarını milli ve manevi her değerin önüne koymaktan çekinmeyen siyaset tüccarları, kendilerini bekleyen mukadder sona doğru hızla yol almaktadır. Bizim derdimiz onlara ne olacağıyla ilgili değildir. Mesele ettiğimiz konu siyasi işportacıların, istismar anıtlarının, yalan ve iftiracı yüzlerin utanç dolu akıbetleri de değildir. Kaygımız Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ve Türk milletinin içine çekildiği tuzaktan nasıl kurtulacağıyla ilgilidir.”
Türkiye’nin bugün karşı karşıya bulunduğu ağır sorunların temelinde dürüst ve samimi olmayan liyakatsiz kadroların işbaşında olmasından kaynaklandığını belirten Bahçeli, “Sorunlara yanlış teşhis, gayri milli bakış felaketlerin kilidini kırmıştır. Bölücü terör her gün üçer beşer vatan evlatlarını şehit etmektedir. Yeri gelmişken şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. İhanet sıradanlaşmış, adı konmamış bir isyankarlık hali giderek azgınlaşmıştır. Bu esnada aylardır ateş ve ölüm hattında kısılıp kalan Nusaybin’de az sayıda teröristin teslim sahneleri medyaya servis edilmiştir. Günlükleri ele geçirilen bazı teröristlerin ise anne ve babalarıyla kavuşma anları ekranlardan ve gazetelerden boy boy gösterilmiş, sanki büyük bir başarıymış gibi takdimi yapılmıştır. Şehit anaları iki gözü iki çeşme ağlarken bu sahnelerin nispet yaparcasına gösterimi neye ve hangi amaca hizmettir? Madem canilerin anne ve baba sevgisi vardır, madem duygulu ve içli oldukları ispatlanmaya çalışılmaktadır, o zaman şehit polislerimizin, şehit askerlerimizin, suçsuz ve günahsız vatandaşlarımızın henüz kurumamış kanlarının hesabını kim soracaktır? Teröristten masumiyet çıkarmak için uğraşanların, Diyarbakır Tanışık köyünde patlatılan 15 ton bomba sonucunda canından olan 16 vatandaşımızın hakkını nasıl ödeyeceklerini düşünen var mıdır? Ne diyelim, olan oldu bir kere ölenle ölünmez mi diyelim? Ne yapalım Sayın Başbakan, sen söyle bize; şehit anaları ağlarken, teröristlerin aileleriyle özlem gidermelerine, kucaklaşma fotoğraflarına methiyeler mi düzelim? Bu vefasızlığa, bu nankörlüğe, bu vicdan yozlaşmasına ortak mı olalım?” diye konuştu.

“TBMM’DE YETERİNCE KANDİL KONTENJANLI TERÖRİST VARDIR”
Terörle mücadeleye her zaman ve sürekli destek verdiklerinin altını çizen Bahçeli, açıklamalarına şöyle devam etti:
“Aleyhimize sürdürülen kirli kampanyaya aldırmadan doğru bildiğimiz yolda ilerledik, karşı çıkışlara hiç itibar etmedik. Bundan da hiç nedamet duymadık. Millet ve vatan uğruna gösterilen üstün mücadele azmine, kahraman Mehmetçik, polis ve korucularımızı desteklemeye elbette sonuna kadar devam edeceğiz. Bundan hiç kimse tereddüt etmemelidir. Fakat ortada ihmal edilmeyecek derecede göze çarpan sorun ve pürüzler de vardır. Teröristler helikopter düşürür, hükümetten çıt çıkmaz. Teröristler Türkiye’ye kefen biçer, bir bakarsanız Davutoğlu gider, bir bakarsınız Yıldırım gibi vesayet gelir. Teröristler vatanı kana bular, millete kan kusturur, beyzadeler yeni makam ve koltuk siparişini hükümet programına yazar. Her şey bir yana, Cumhurbaşkanı’nın son günlerdeki bazı açıklamaları da bildik alışkanlıklarının ve klasikleşmiş tutumunun tekrar nüksetmeye başladığına delalettir. Sayın Erdoğan geçtiğimiz Cumartesi günü Diyarbakır’da diyor ki; ’Terör örgütü silahları gömecek, başka yolu yok. Silahı, bombayı gömerler, koordinatları verirler, sonra gelip parlamentoda siyaset yaparlar.’ İşte bu sözler davulun kasnağına kasnağına vurmak, dirilen fitneyi daha da heyecanlandırıp hedefe sabitlemektir. Bu sözler vatan ve Türkiye düşmanlarına yaldızlı davetiyedir. Geçmişte Erdoğan’ın teröristlere yönelik ’Silahı bırakır masaya gelirsiniz, silahlar değil fikirler konuşsun’ beyanıyla parlamentoya buyur etmesi arasında hiçbir fark yoktur. Anlaşılan yeni bir müzakere sayfası ya açıldı ya da açılmak üzeredir. Biz Sayın Erdoğan’ın son zamanlardaki duruş ve konuşmalarından oldukça ümitlenmiş, milli çizgiye geldiğine ve yanlıştan döndüğüne inanmıştık. Hala da inancımızı korumak isteğindeyiz. Dahası eski ezberlerini bırakıp makule yaklaştığını zannetmiştik. Bu nedenle kendisini hem Cumhurbaşkanı olmasından hem de bizim düşüncelerimizi benimsemesinden dolayı takdir etmiştik. Ancak Sayın Erdoğan eğer sürç-ü lisan etmediyse eski haline tekrar 180 derece dönüş yapmıştır. Ne demek silahları, bombaları gömmek? Ne demek gömülü silahların koordinatlarını vermek? Ve ne demek sonra parlamentoda siyaset yapmak? Sayın Cumhurbaşkanı’na bu sufleyi kim vermiş, bu hatayı kim yaptırmıştır? TBMM’de yeterince Kandil kontenjanlı terörist vardır. Yenilerine bu milletin katlanmasını, dayanmasını ve hazmetmesini beklemek vicdan ve adalet cinayetidir. Bize göre Sayın Erdoğan’ın değerlendirmeleri çözülme sürecinin şifrelerinin, söylemlerinin ve yol haritasının güncellendiğine işarettir. Demek ki süreç ihaneti retorikte yok sayılsa da, hala saman altından yürütülen su gibi yürümekte, kapalı kapılar arkasında hala sahiplenilmektedir. Bu sonuca üstünkörü, yüzeysel ve önyargıyla varmadığımız iyi bilinmelidir.”
Terör örgütünün silahları gömmesini istemenin boşuna nefes tüketmek ve hayal kurmaktan ibaret olduğuna temas ettiklerini kaydeden Bahçeli, “Ve biz kanlı silahların muhakkak surette güvenlik güçlerine teslim edilmesini, ardından da devletin envanterine kaydedilmesini kararlı bir şekilde dile getirmiştik. Teröristlerin ülke dışına çıkması veya çıkmasına göz yumulması çözülme sürecinin temel parametreleri arasındaydı. Şu işe bakınız ki, Sayın Erdoğan bir kez daha buna umut bağlamakta, bir kez daha bunu diline dolamaktadır. Bize göre bu karanlık seçeneğin dün de bugün de tutar ve ele alınır bir yanı yoktur, olmayacaktır. Çünkü ülke dışına çıkan katil, ilk fırsatta eskisinden daha kalabalık halde gelecek, kanlı mesaisine kaldığı yerden devam edecektir. AKP-PKK arasında işletilen süreç kumpanyası sırasında teröristlerin ülke dışına çıktıkları veya çıkmak üzere oldukları devamlı söylenmiş, aziz milletimiz pişkince, rezilce, namertçe kandırılmıştır. Ancak bırakınız çıkmayı, Türk vatanına teröristler doluşmuş, silah, bomba ve mühimmat depolamışlardır. Bunu bizzat Cumhurbaşkanı ve dönemin Başbakanı geçtiğimiz yıl arka arkaya itiraf etmek durumunda kalmışlardır. Şimdi Sayın Erdoğan bayatlamış ve süreç ihanetinin tezleriyle boyanmış marjinal önerileri uluorta seslendirmektedir. Bu doğru değildir, ahlaki ve milli de görülemeyecektir. Aynı yoldan geçip farklı bir sonuç beklemek zaman ve emek israfıdır. Teröristler için tek çıkış yolu topyekûn devletin güvenlik güçlerine teslim olmak, daha sonra Türk adaletinin haklarında vereceği hükme razı gelmektir. Bize göre başka bir alternatif yoktur, bundan sonra da olamayacaktır” açıklamasında bulundu.

“HAİNLER AFFEDİLEMEZ, HOŞ GÖRÜLEMEZ”
“Teröristler döktükleri kanda boğulmalı, boğulmayanlar, canlı yakalanan veya teslim olanlar da akıttıkları kanların damla damla hesabını vermelidir” diyerek sözlerini sürdüren Bahçeli, “Hainler affedilemez, hoş görülemez, aksine davrananların da hem bu dünyada hem de mahşerde yakasını yırtar, yüzüne kara çalarız. Teröriste hakkı yenmiş, aldatılmış ve aklı çelinmiş insan muamelesi de yapılamaz. Bunu yapan, buna kalkışan zulme ve işlenmiş cinayetlere ortak olmaktan kurtulamayacak, milletin bedduası ise üzerinden hiçbir zaman eksik olmayacaktır. Sayın Erdoğan’dan ve AKP hükümetinden terörle müzakere ve mütareke değil, sonuna kadar mücadele bekliyor, şayet bu olursa samimi desteğimizi muhafaza edeceğimizi açık yüreklilikle duyuruyor, sözümüzden sapmayacağımızın teminatını da bu vesileyle yeniden veriyorum” dedi.
Türk siyasetinin ve demokrasisinin fırtınalı bir denizde şiddetli dev dalgaların ortasında bozuk pusula ve kırık dümenle yol almaya çalıştığını ifade eden Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Siyaseten doğru olanla gerçekten doğru olan arasındaki sınır çizgisi belirsizleşmiştir. Türkiye adı konmamış, ilanı yapılmamış buhranlı bir devreden geçmektedir. Bu garabetin bir an önce son bulması, yeni bir onarım ve normalleşme sürecinin başlaması Türkiye’nin ertelenemeyecek ihtiyacıdır. Hakim çatışma ve husumet vurgusunu her ortamda, her platformda, her zeminde sürekli yineleyerek bugünlere kadar uyarılarımızı yaptığımızı, malum sorularımıza cevap aradığımızı biliyorsunuz. Bölücü emel, tahrik ve hayallerin demokratikleşme kriteri olarak dayatıldığı bir ülke tablosunu tüm yönleriyle yaşadık. Bu süreç içinde milli hassasiyetlere sahip çıkmayı, milli birliğimizi, kardeşliğimizi savunmayı ayıplayanların iftiralarıyla karşılaştık. Milli ve vakur mücadelemizin çağdışı, ırkçı, kafatasçı ve ilkel bir tepki olarak kötülenmesini dişimizi ve yumruklarımızı sıkarak sineye çektik, sabrettik. Türkiye’nin dibe vurduğunu, vahim gidişatın sonuç alması halinde; ortada ne üniter devletin, ne milli devletin, ne Türk milletinin birliğinin kalacağını korkusuzca söyledik. Böyle devam ederse Cumhuriyetle şekillenen temel yapılanma ve kurucu değerler sisteminin bütünüyle ortadan kalkacağının uyarısını yaptık. İç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhunun yara alacağını, tuzaklarla dolu çok sancılı bir döneme doğru girilmekte olduğunu yüksek sesle ifade ettik. Bu konudaki ikazlarımızı ve kapsamlı analizlerimizi geride kalan yıllardaki açıklamalarımızın tamamında bulmanız mümkündür. Allah’a bin şükür biz haklı çıktık, hakkın ve halkın yanında durduk. Bundan sonra da artan bir mücadele şevki, geri adım atmayan yüksek bir azimle yolumuza devam edeceğiz.”

“YENİ HÜKÜMETE HER ŞEYE RAĞMEN BAŞARILAR DİLİYORUM”
Yeni kurulan hükümetin öncekileri mumla aratacağını öngördüklerini söyleyen Bahçeli, “22 Mayıs’ta yapılan AKP’nin 2’nci Olağanüstü Kongresi’nde genel başkan seçilen Sayın Binali Yıldırım başkanlığında 65’nci Cumhuriyet hükümeti 24 Mayıs’ta kurulmuş, 29 Mayıs’ta da TBMM’den güvenoyu almıştır. Yeni hükümete her şeye rağmen başarılar diliyorum. Türkiye’nin onca sorunu, başını ağrıtan, ayağını çelmeleyen, geleceğini karartan devasa meseleleri vardır ve bilinmektedir. Fakat Sayın Yıldırım’ın gündemi Cumhurbaşkanı’na ayarlanmış, adeta çivilenmiştir. 65’nci Hükümet saraya tam bağlılık, sarayın hedeflerine tam bir sadakatle işbaşı yapmıştır. Fakat yeni hükümetin milletin refah ve huzura kavuşması gibi bir endişe ve gayesi yoktur. Yeni hükümetin gücü ve meşru yönü de zayıf, arızalıdır. İç ve dış sorun alanlarının yerinde bile sayması şöyle dursun, devamlı arttığı, fazlalaştığı açık ve ortadadır. Yeni hükümetin siyasi gündeminde yalnızca Sayın Erdoğan’ı nasıl başkan yaparız hedefi vardır. AKP’li yöneticiler peş peşe yeni bir dönemden bahsetmektedir. AKP’nin bir genel başkan yardımcısı başkanlık sisteminin fiilen başladığını, milletvekilleri olarak anayasayı statüye uyduracaklarını söylemiştir. Yeni hükümetin 24 Mayıs’ta Meclis’te okunan programının omurgasında ’Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle birlikte ortaya çıkan fiili duruma Anayasa’yla resmi ve hukuki bir statü kazandırılması zaruret haline gelmiştir’ yaklaşımı egemen olmuştur. Parlamenter sistemin milletin ümüğünü sıktığını söyleyenden, oğlan bizim kız bizim, erklerin hepsi bizim diyenlere kadar ipini koparan konuşmuş, her şeyi söylemiş, bu sayede anayasanın ruhu delik deşik edilmiştir. Son ve en etkili çıkışı da yeni Başbakan yapmış ve demiştir ki, ’Cumhurbaşkanının milletiyle ilişkisindeki fiili durumunu anayasaya uygun hale getirmek biz AK Parti Grubu’nun en önemli işidir, boynunun borcudur.’ Başbakan anayasaya aykırı durumun farkındadır. Başbakan anayasanın ihlal edildiğini, Cumhurbaşkanı’nın anayasayı çiğneyerek sürekli suç işlendiğini de bilmektedir. Allah var ya, Sayın Yıldırım bayağı akıllı ve tedbirlidir. Bu maksatla anayasaya uyulmuyorsa, yazılacak yeni anayasayla mevcut statükonun meşrulaştırılması gerektiğini en azından kavramış, kaldı ki bununla da tembihlenmiştir” diye konuştu.

BAŞKANLIK SSİTEMİ
“Parlamenter sistemle büyüyüp palazlananlar, şimdi kalkmış inkarcılıktan ve imhadan medet umuyor” diyerek konuşmasını sürdüren Bahçeli, şöyle devam etti:
“Mesele Türkiye’nin önünün açılması, güçlenmesi olmayıp sadece bir kişiye yeni bir koltuk, yeni bir makam ihdas etme çabasıdır. Hedeflenen başkanlık değil, başkancı sistemdir. Ve sonu da diktatörlüktür. Bölgesel ve küresel sorunların çıtası yükselirken Türkiye’nin içine kıvrılması, rejim ve sistem arayışlarıyla oyalanması çok tehlikelidir. Bakınız, ABD’li askerler IŞİD’e karşı 24 Mayıs’ta başlatılan Rakka operasyonu sırasında PYD armasıyla objektiflere yakalanmışlardır. Hatta bazı ABD’li askerlerin koluna canibaşını resmeden dövmeler yapılmıştır. PYD eşittir PKK’dır. Müttefikimiz ABD, PKK’yla yan yana, yanak yanağıdır. Bu nasıl iştir? Bu nasıl bir kepazelik, nasıl bir husumettir? ABD’nin PKK’yla beraberliği düşmanlık alameti değilse nedir? Sayın Cumhurbaşkanı haklı olarak bu skandalı kınamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi de hem telin etmekte, hem de lanetlemektedir. AKP’li Dışişleri Bakanı’nın ABD’yi ikiyüzlülükle suçlaması işlenen cürümün yanında hakikaten hafif kalacaktır. ABD’nin PYD ve PKK’yla arasından su sızmıyorsa, bundan sonra NATO’da aynı safta yüz yüze nasıl bakılacak, ne söylenecektir? ABD’nin Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarının sözcüleri, YPG armalı askerlerinin IŞİD’e karşı savaşan güçlere danışmanlık ve yardım görevinde bulunduklarını açıklamışlardır. Kısacası özrün bile kabahatten büyüklüğü saklanamamıştır. Gelen tepkiler üzerine bir ABD’li komutan da, ’YPG armalarını giymek yetkisiz ve uygunsuz’ demek zorunda kalmıştır. Türkiye’nin ise PKK’nın yanı sıra, IŞİD’e yönelik operasyonları sürmektedir. Milli bekamız çok yönlü tehdit altındadır. Bu şartlar altında AKP’liler başkanlıkla yatıp, partili cumhurbaşkanlığıyla kalkmaktadır.”
(İHA)



Bu habere hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yapan sen ol !
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • KÜLTÜR
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10

GÜNÜN HABERLERİ

YAZARLAR

baslik