Habeler, haber
DOLAR
/
EURO
/
ALTIN
/
BİST
/
Güneşli
İstanbul: Güneşli
14°
  • NAMAZ
    VAKİTLERİ
  • HAVA DURUMU
  • ÜYELİK GİRİŞİ

Ekim Devrimi/1917 Ekim Devrimi

Ekim Devrimi/1917 Ekim Devrimi
Eklenme : 19 Eylül 2013 17:14    Güncelleme : 19 Eylül 2013 17:14    Okunma : 1381

ekim5Ekim 2013 ekim devrimi nasıl başladı nasıl oldu ölümler sonuçları süreci, ekim  devrimi,917 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

Çarlık Rusyası’nda Gregoryen takvimine göre  25 Ekim 1917‘de, (Miladi takvime göre 7 Kasım 1917) Petrograd’daki Kışlık Saray’ın Lenin önderliğindeki Bolşeviklerin eline geçmesiyle başlayan ve Sovyetler Birliği’nin kurulmasına yol açan olaylar dizisidir.

1905 yarım kalmış bir devrim.

Çarlık Rusya’sında 9 Ocak 1905′te “Kanlı Pazar” adıyla anılan tarihi bir gün yaşandı. Binlerce işçi ve emekçi çalışma saatlerinin azaltılması ve yaşam standardının yükseltilmesi isteğiyle alanlara ve greve çıktı. Barışçıl başlayan bu gösterilere, Çarın jandarması ateş açtı ve binden fazla insan yaşamını yitirdi. Çarın doğrudan emri ile yapılan bu katliama karşı, kitleler daha da büyük bir tepkiyle karşılık verdi. Bu kitlesel tepki bir anda devrime dönüştü. Devrimin bu baskısı karşısında otokrasi, elinde tuttuğu ayrıcalıkların bir kısmını kaybetmek pahasına bir anayasaya, parlamentoya (Duma) ve ona dayanan çok partili sisteme razı olmak zorunda kaldı. Devrimde otokrasiye karşı kitlelere önderlik eden iki ana akım oluştu: Yasadışı faaliyet gösteren, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) (içinde iki eğilim bulunmaktaydı: Menşevikler, ‘Rusçada azınlık demek’ ve Bolşevikler ‘çoğunluk’) ve liberal burjuvalar. Çarlığı yıkmayan ama sarsan bu devrim, Rus devrim tarihine yarı zafer olarak geçmiştir. Bu devrim her ne kadar yarı yolda durmuş olsa da, kitlelerin politik olgunlaşmasına büyük olanak sağlamıştır 1904-1905 Rus-Japon savaşında Rus devletinin ağır yenilgiye uğraması, liberal burjuvazinin çarlığa karşı yürüttüğü ideolojik-politik mücadele ve Rusya’da kapitalizmin ağır sömürü ve baskı altında gelişimi; 1905 devriminin koşullarını hazırlamıştı. Tarihsel süreklilik ve dinamizm açısından 1905 devrimi; 1917 Şubat/Ekim devriminin provası gibidir. Çünkü 1905 devrimi, işçi sınıfının iktidara aday bir sınıf olduğunu göstermiş ve burjuva parlamentosunun yerine alternatif olarak daha demokratik olan Sovyet (İşçi-Köylü-Asker meclis/konsey) demokrasisini koymuştur. Bu Sovyet demokrasisi geniş kitleleri içine çekmesi ve onlara yasama ve yürütme yetkisi tanıması açısından eşi benzeri görüşmemiş (Paris Komünden sonra) bir araç olma özelliği taşımaktadır. 1905 devriminin ardından inişli-çıkışlı ve kesintili olarak devam eden devrimci süreç, 1914’de patlak veren birinci dünya savaşı (Emperyalist paylaşım) ile tekrar önemli bir ivme kazanmıştır. Bu ivmenin ve fay hattının süreklilik kazanmasının en temel nedeni; gelişmek isteyen Rus kapitalizmine, Çarlık elbisesinin dar gelmesiydi. Uzun yıllar çeşitli siyasi eğilimleri içinde barındıran RSDİP, 1912 yılında bölünmüş ve içinden Bolşevik ve Menşevik parti çıkmıştı. Aslına bakarsak bu iki parti sosyolojik olarak işçi partisi, ideolojik düzlemde ise Marksist’ti. Fakat mücadele yöntemleri ve devrim stratejileri bakımından iki farklı görüşü temsil ediyorlardı. Menşevikler olası bir devrimde liberal burjuvaziyi önder görürken, Bolşevikler ise işçi ve köylüleri devrimin öznesi olarak tanımlıyorlardı. 1905 devrimine katılan bu iki parti, aradan geçen uzun yılların bilançosu açısından 1914’e kadar devrimci faaliyette kayda değer bir kazanım elde edememişlerdi. Bu iki parti için ilk önemli dönemeç; Çarlık Rusya’sının Almanya’ya karşı emperyalist savaşa girmesi, ikincisi ise Alman Sosyal Demokrat Partisi (yani Komünist Parti) ve ikinci enternasyonalin bu savaşa destek vermesiyle bu çatlağın uluslar arası bir boyut kazanması olarak görülmelidir.

Emperyalist savaşı destekleyen bu politik tutum; Alman Sosyal Demokrat Partisi’nde ve İkinci Enternasyonal’de bir bölünmeye neden olmuştur. Doğal olarak Avrupa çapındaki bu bölünme, Rus devrimci hareketini de etkisi altına alacaktır. Emperyalist savaşa, ikinci enternasyonal ve onun en etkin üyesi olan Alman Sosyal Demokrat Partisi “Anavatanın savunulması” ve “demokrasinin korunması” gerekçesiyle destek verirken, Bolşeviklerin ise temel politikasına yön veren slogan “Silahlarınızı kendi burjuvalarınıza karşı çevirin” olmuştur. Bolşeviklerin bu netliğine karşın, Menşevik cenah aynı refleksi gösteremedi ve politik olarak ikiye bölündü. Bir kısmı savaşa karşı çıkarken, diğer kalanları da savaşı desteklediler. Bolşevik partisinin enternasyonalist bir tavır ile paylaşım savaşına karşı çıkması; işçilerin ve köylülerin (bunlar aynı zamanda askerdi) barış, toprak ve iş talebine bir yanıt olmuştur. Bolşevik parti üyeleri ve sempatizanları bu talepleri devrime kadar, Çara ve burjuvalara karşı hep savunmuştur. Bu açık taraf alış Bolşeviklere iki şey sağlamıştır: Birincisi savaşa ve yoksulluğa karşı harekete geçmiş olan kitlelerin içinden en ileri atılanları devrimci mücadeleye katılmasını sağlamak. İkincisi ise dar politik çalışmadan sıyrılıp daha geniş kitlelerin içinde propaganda olanağı elde etmesidir.

Ekimin yolu açılıyor: Şubat devrimi…

Eşit işe eşit ücret isteyen kadınlar, 8 Mart 1917 Dünya Kadınlar Günü meydanlara çıktılar. Barışçıl bir gösteri yapan bu protestocular, Çarın polisi tarafından zorla dağıtılmaya çalışıldı. Polisin bu zorla bastırma girişimi sonucunda çok sayıda kadın ve erkek ölmüş ya da yaralanmıştı. Zaten savaştan, işsizlikten ve açlıktan harap olmuş kitlelere karşı, Çarın bu acımasız tutumu, bardağı taşıran son damla olmuştu. Bu katliam askerlerde ve işçilerde de genel bir huzursuzluk yaratacak ve başlamakta olan isyana katılmalarına neden olacaktı. Böylelikle kadınlar gününü anmak için başlayan gösteriler, Çar ve otoriteye bir tepkiye dönüşmüş, kitleler 1905 devriminin kazanımı olan Sovyetleri tekrar inşa etmişlerdir. Devrimin basıncı altında kalan Çar, görevini bırakmak zorunda kalmıştır. Otokrasi yıkılmış, yerine liberal burjuvalardan ve toprak sahiplerinden oluşan geçici bir hükümet (Menşevikler bu hükümeti destekliyorlardı) ve ona alternatif bir odak anlamına gelen işçi-köylü-askerlerden oluşan Sovyetler kurulmuştur. Rusya’da Şubat’tan Ekim’e kadar sürecek devrimci süreci bu “ikili iktidar”ın karşılıklı ilişkisi belirlemekteydi. Böylesi kritik bir süreçte burjuvalar ve toprak sahiplerinden oluşan bu geçici hükümet halkın birikmiş olan sorunlar yumağını çözmemiş, barışı sağlayamamış ve halkları oyalama sürecine girmiştir.

1917 Ekim devrimi…

Geçici hükümetin bu oyalama tavrı daha sonra bastırma biçimine dönüşecek aralarında Bolşevikler de olmak üzere muhalif kesimi kapsayan bir tutuklamalar zincirine kadar varacaktır. (bu arada temmuz ayı içerisinde başarısız bir askeri darbe girişi de yaşanmıştır) Demokratik olduğunu iddia eden burjuvazinin bu yaklaşımı, Şubat’ta ayağa kalkmış kitleleri daha da öfkelendirecek, devrimin kırlara ve cepheye doğru yayılmasına neden olacaktır. Devrim sekiz ay süre ile iniş çıkışlar biçiminde devam etmiş ve 24 Ekim 1917’de (yeni takvime göre 7 Kasım) Petrograd’daki Kışlık Saray’ın Bolşeviklerin eline geçmesiyle son bulmuştur. Tarihi bütünlük açısından bakıldığında Rus devrim süreci Şubat’ta başlayıp Ekim’de iktidarın alınması ile biten tek bir devrimdir. Sekiz ay süren bu devrim süreci kitlelerin her gün artan basıncı ve Bolşeviklerin kararlı, mücadeleci tavrıyla birleşmiş ve “Tüm iktidar Sovyetler”in olmuştur.

Devrimin kazanımları…

Bolşevik yönetim bütün bankaları ve dış ticareti devletleştirdi. Üretim araçları ve topraklar üzerindeki özel mülkiyeti kaldırdı ve yerine devlet mülkiyetini getirdi. Piyasa yerine demokratik bir planlamaya gidildi. Dış borçlar reddedildi ve ödenmedi. Topraksız köylülere toprak dağıtıldı. Evlilik kurumu tasfiye edildi. Sovyet yönetimi savaştan çekildiğini açıkladı ve derhal barış anlaşması imzalandı. Halklar hapishanesini andıran Rusya’da uluslar tam bir baskı altındaydı. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı temelinde, Bolşevikler Ekim Devrimi ile Finlandiya, (6 Aralık 1917) Estonya, (24 Şubat 1918) Letonya, (16 Şubat 1918) Polonya ve (18 Kasım 1918) Gürcistan’ın (26 Mayıs 1918, daha sonra 1921’de işgal edilerek SSCB’ye dahil edildi) bağımsızlığını tanıdı. Geri kalan ülkeler ile gönüllülük (ayrılma hakkı saklı olmak kaydıyla) temelinde hiçbir ırkı, ulusu çağrıştırmayan halklar federasyonu olan SSCB’yi inşa ettiler.

Devrimin sonuçları ve şimdiki anlamı…

Emperyalist kapitalist sistemin en zayıf halkası olan Rus kapitalizmi, devrimci bir süreç sonucu kopmuştur. Uluslar arası zincirden kopan Ekim devrimi ülkesi; ne feodal bir yoldan, ne de kapitalist bir güzergâhtan yürümüştür. Yarı feodal, yarı kapitalist Rusya, eşitsiz ve bileşik gelişim yasasının bir sonucu olarak işçi-emekçi iktidarına dönüşmüştür. Fakat birçok faktörden dolayı tarihin bu ilk muzaffer işçi devriminin içinden doğan bürokrasi, yozlaşarak işçi ve köylülerin iktidarını gasp etmiş; 1990’ların başında ise önce glasnost (açılım) ile daha sonrada perestroyka (yeniden yapılanma) ile kapitalist restorasyon sürecine girmiştir. Çok hazindir ki kapitalizmin bu topraklara girişi; Politbüro, (Stalinist bürokrasi) KGB ve “oligark” denilen suç örgütlerinin eliyle olmuştur. İçten içe yıllar yılı çürüyen ve 80 küsur yıl varlığını ancak sürdüren bu rejimde, bir ur biçiminde ortaya çıkan bürokratik kast bize üç şey öğretmiştir: Birincisi geri kalmış bir ülke sınırları içinde devrimle ileri atılan işçi-köylü kitlelerin ve ezilen ulusların devrimden sonra geri çekilebileceği. İkincisi beklenmekte olan bir Avrupa devriminin, (özellikle başarısız 1919 Alman devrimi) Ekim devriminin imdadına yetişmemesi, hatta ihanet ederek arkasını dönmesi. Üçüncüsü ise sınıfların, ulusların ve kadınların özgürleşmesi, yani sosyalizm için ulusal arenada başlamış bir devrim gerekli olurken; bütün uluslar arası sorunlar yumağının tümden ortadan kaldırılması için yeterli olmamıştır. Sanırım gelecek açısından çıkarılacak en büyük tecrübe budur.

ekimdevrimi20 SORUDA Ekim Devrimi

1-) Ekim devrimi hangi tarihte gerçekleşmiştir?
Eski takvime göre 24 Ekim, yeni takvime göre ise 7 Kasım 1917’de Rusya’da devrim gerçekleşti.2-) Rusya’da Ekim devrimi öncesi nasıl bir tablo vardı?
Devrim öncesi Rusya toprak ağalarının iktidarı olan Çarlık rejimi ile yönetiliyordu. Ekonomiye yön veren artık burjuvazi olmasına rağmen, burjuvazi Çarlığı devirip, iktidarı alacak güçte de değildi. Rusya, Batı Avrupa’nın yarı-sömürgesiydi. Aynı zamanda emperyalist bir ülkeydi. Lenin’in tanımıyla “emperyalist feodal bir ülke” olan Rusya’da nüfusun büyük bölümünü köylülük oluşturuyordu. I. emperyalist savaşla birlikte açlık, yoksulluk, sefalet artmış, baskılar boyutlanmış, sınıf çelişkileri keskinleşmiştir. Rusya, emperyalist zincirin en zayıf halkası durumundaydı.

3-) Devrim hangi partinin önderliğinde gerçekleşti?
Devrim Lenin’in önderi olduğu Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP) öncülüğünde gerçekleşti.
RSDİP 1898’de kuruldu. 1903’teki kongrede parti içindeki reformist, oportünist kesim safdışı edildi. Bunlara Menşevik (azınlık) deniliyordu. Bolşevikler (çoğunluk) ise Lenin’in önderliğinde partiyi “çelik bir çekirdek” olarak güçlendirip devrimin önderi yaptılar.
RSDİP, Ekim devrimi sonrası Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) adını aldı.

4-) Devrimin stratejisi nedir?
Sovyet devriminin stratejisi, daha sonra “Sovyetik ayaklanma” olarak adlandırılmıştır. Buna göre devrim iki aşamalıdır. Birinci aşama yani evrim döneminde örgütlenme ve barışçıl mücadele metodları esas alınır. İkinci aşama, yani devrim aşamasında, devrimin şartları oluşmuştur. Topyekün ayaklanma ve zor yoluyla iktidar alınır. Devrimin öncü ve temel gücü işçi sınıfıdır. İşçi sınıfının ittifakı ise köylülüktür. Proletarya önderliğinde sosyalist devrim gerçekleşir.

5-) Sovyet Devrimi, hangi aşamalardan geçti?
1917 Ekim devrimine gelmeden önce iki önemli dönüm noktası yaşandı. Bunlardan biri 1905 devrimi, ikincisi ise 1917 Şubat Burjuva Demokratik Devrimi’dir. 1905 devrimine gelinen süreç Rus-Japon savaşı ile başladı. Savaşla birlikte yoksulluk ve baskı da arttı. Grevler, protestolar yaygınlaştı. 1903 Ocak ayında, Çarlık Sarayına yürüyen işçilere ateş açılması ve binden fazla işçinin katledilmesi üzerine eylemler 200 şehre yayıldı. Köylüler ayaklandılar. İlk İl Sovyetleri kuruldu. 1905’in Kasım-Aralık ayına gelindiğinde grevler çatışmalar silahlı ayaklanmaya dönüştü. Fakat Rusya’nın o günkü subjektif koşulları nedeniyle ayaklanmalar başarıya ulaşamadı, kanla bastırıldı. Böylece 1905 devrimi yenildi. Ancak bu ayaklanmalar sonucunda Çarlık hükümeti, iktidarı burjuvaziyle paylaşmak zorunda kaldı. Ve Devlet Duması kuruldu. 1905 devriminin yenilgisinden sonra uzun bir sessizlik dönemi oldu. Fakat geleceğe miras olarak Sovyetler oluşmuştu artık. İşçiler-köylüler Sovyetlerde örgütleniyordu. İşçi Sovyetleri il il yayılmaya başladı.

6-) 1917 Şubat Devrimi’nin önemi nedir?
1. Emperyalist paylaşım savaşının getirdiği açlık ve sefalet, 1917 yılının Ocak ayında büyük grevlere yol açtı. Ordu içinde de ayaklanmalar başladı. Çarlık yönetiminin meclisi de kapatması üzerine burjuvazi de ayaklanmalara katıldı. Petersburg Sovyeti’nin çağrısıyla 28 Şubat’ta ayaklanan işçi ve askerler Çarlık kabinesini ve ordu komutanlarını tutuklayarak, Çarlık iktidarını devirdiler. Burjuvazinin de içinde yer aldığı yeni bir iktidar kuruldu. Böylece Şubat Burjuva Demokratik Devrimi gerçekleşmiş oldu. Artık gündemde sosyalist devrim vardı.

7-) Bolşeviklerin iktidara gelişi nasıl oldu?
Burjuva Demokratik Devrimi’nden sonra her tarafta işçi-köylü ve asker sovyetleri oluşmaya başladı. Ancak Sovyetler’de, emperyalist paylaşım savaşının sürmesindem yana tavır koyan, burjuva hükümeti destekleyen Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler çoğunluktaydı. Fakat devrimin gerçek önderi olan Bolşevikler, burjuva demokratik devrimin son bulduğunu ve artık sosyalist devrime geçilmesi gerektiğini ilan edip “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganını ortaya attılar. Kitleler hızla Bolşeviklerden yana tavır aldılar. Ve Bolşeviklerin öncülüğünde ayaklanarak 1917’nin 7 Kasım’ında iktidarı zor yoluyla burjuvaziden aldılar. Tarihte ilk kez, 1917 7 Kasım’ında işçiler-köylüler… feodal egemenlerin ve burjuvazinin milyonlarca emekçi üzerindeki sömürüsüne son vermiş oldular. İlk kez, emekçiler iktidar oldular.

😎 Devrim öncesi Rusya’ya neden “Halklar Hapishanesi” deniliyordu?
Devrimle birlikte Çarlığın işgal ve ilhak politikaları nedeniyle zorla Rusya’ya dahil edilen uluslar da kurtuldu. Devrim öncesi Rusya, Lenin’in deyimiyle “Halklar Hapishanesi” idi. Zorla Rusya’ya dahil edilen halklar, ekonomik bakımdan sömürülüyor, Rus emekçi halkların yararlandığı hak kırıntılarını bile kullanamıyorlardı. Ulusal baskı altındaydılar. Ekim devrimi bunlara son verdi. Tüm halklar Sovyetlerde eşit söz ve karar hakkına sahip olup, kültürlerini, dillerini, ulusal özelliklerini özgürce ve birlikte yaşama ve geliştirme hakkına sahip oldular.

9-)Devrim sonrası halkın yönetime katılımı nasıl oldu?
“Sovyet” kelime anlamıyla şura ve konsey anlamına gelir. Devrim öncesi oluşturulan Sovyetler, devrim sonrası iktidar organı oldular. Her alanda örgütlü olan halk, yerel ve genel sovyetlere delegeler göndermekteydi. Ve yine her alanda kendi kendini yönetmekte söz ve karar hakkına sahip olmaktadır.

10-) Sovyet Devriminin dünya halkları açısından önemi nedir?
SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) dünyanın ilk sosyalist ülkesiydi. Bu durum Sovyet halkları için onur ve gurur vericiyken, dünya halklarına, proleteryaya moral ve güç; emperyalizme ise büyük bir darbe olmuştu. Emperyalizm karşısında sosyalist bir devlet vardı artık. Sosyalizm düş değil, gerçekti. Tüm dünyada sınıfsal ve ulusal kurtuluş savaşları, Sovyet devriminin yarattığı moral güç ile hız kazandı.

11-) Sovyet devrimi emperyalistler açısından nasıl bir sonuç doğurdu?
Sovyet devrimi emperyalizme büyük bir darbe vurdu. Oysa emperyalist ülkeler I. Paylaşım Savaşı’nda, yeni pazarlar elde etmek için birbiriyle savaşa tutuşmuşlardı. Tekellerin bu aç gözlü hırsları nedeniyle I. Paylaşım Savaşı’nda 10 milyon insan hayatını kaybetti. Fakat yine de herşey istedikleri gibi olmadı. Yeni pazarlar için birbirleriyle savaşırken, Sovyet Devrimi ile dünya pazarının altıda birini kaybettiler. Bu, emperyalistlere vurulmuş ilk büyük darbeydi. (II. Paylaşım savaşı sonrası peşpeşe yaşanan devrimlerle birlikte emperyalistler daha büyük bir darbe yiyecekler; dünya pazarlarının üçte biri, artık emperyalizmin pazarı olmaktan çıkacaktı.)

12-) Lenin’in ölümünden sonra Sovyet devrimi nasıl bir yol izledi?
Lenin’in ölümünden (21 Ocak 1924) sonra emperyalistler devrimin hızla yıkılacağını düşündüler. Ama hevesleri kursaklarında kaldı. Lenin’in ardından Sovyet halklarına Stalin önderlik etti ve Stalin, devrimi daha ileriye taşıdı. Marksizm-Leninizm yolunda ilerleyen Stalin’in dönemi, ekonomik olarak Sovyetlerin, sosyalizmin güçlendiği yıllardır. Yine Stalin’in önderliğindeki Sovyet halkları, 2. Paylaşım Savaşı’nda Nazi ordularını yenip dünya halklarını faşizmden kurtardılar. Kızıl Ordu’nun desteğiyle birçok ülkede Halk İktidarları kuruldu.

13-) Sovyetler’in yıkılmasının nedenleri nelerdir?
Stalin’in ölümünden (6 Mart 1953) sonra 1956’da toplanan 20. Kongre’de Stalin ve onun nezdinde Lenin dönemi mahkum edilip, revizyonist politikalar hakim kılınmaya başlandı. Revizyonist politikalarla birlikte, SBKP içinde bürokratlaşma arttı, yozlaşma ortaya çıktı ve yıllar içinde parti halktan koptu, sorunları tespit edecek, çözüm üretecek güçten yoksun; disiplinden, teorik-politik üretkenlikten uzak bir partiye dönüştü.
Sosyalizmi geliştirecek bir program yerine emperyalizmle ekonomik, askeri vb. açıdan yarışan bir SSCB vardı artık karşımızda. SBKP enternasyonalizmden de uzaklaştı. Dünya devrimlerini destekleyen bir ülke değildi artık SSCB… Tersine, “emperyalizmle birarada yaşamayı” teorileştiren ve bu temelde de ulusal ve sınıfsal kurtuluş savaşlarının karşısına çıkan bir ülkeydi artık. Bu ise içte olduğu kadar, dışta da kendi sonunu hazırlamak demekti. Sonuç olarak; 1990’ların başında, çürüme daha da hızlandı, emperyalizmin doğrudan veya dolaylı müdahaleleri sonucunda bu çürüyen yapı, SSCB yıkıldı.

14-) Sovyetlerin yıkılması devrimlerin bittiği anlamına mı gelir?
Sosyalist sistemin yıkıntıları üzerinde tepinen emperyalizm durmadan devrimlerin bittiğini, sınıfların ortadan kalktığını, dünyanın tek kutuplu, küresel bir dünya olduğunu propaganda etmeye başladı. Oysa değişen bir şey yoktu. Ne emperyalizm değişmiş, ne devrimler bitmiş, ne de sınıflar ortadan kalkmıştı, Lenin’in dediği gibi “Çağımız emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır.” Tek gerçek budur. Ülkeleri işgal eden, kan ve gözyaşından, sömürüden başka bir şey getirmeyen emperyalizm, yeryüzünden silinmeden devrimler durmayacak ve bitmeyecektir. Bunlar dışında söylenen herşey yalandır.

15-) Günümüz dünyasında Sovyet devriminin önemi nedir?
Lenin, Ekim Devrimi’nin ertesinde diyordu ki, “Biz başlangıç yaptık. Ne kadar zamanda, ne zaman, hangi ulusun proleterleri bu eseri sonuna kadar vardırırlar, bunun önemi yok. Önemli olan buzun kırılmış, yolun açılmış ve gösterilmiş olmasıdır…” Lenin’in de dediği gibi, Sovyet devrimi ile birlikte “buz kırılmış, yol açılmış”tır. Sovyet devriminden sonra o yoldan bir çok ülke kurtuluşa ulaştı. Bir çok ülkede devrimler oldu. Lenin’in “Çağımız emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır.” tespiti hayatın içinde somutlandı. Çağımız hala emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır ve devrimler bitmeyecektir. Evet, bugün Sovyetler yok. Lakin dünyanın ilk sosyalist ülkesi olması yanıyla Ekim Devrimi ve SSCB, tüm dünya halklarının bilincinde, değerli bir miras, yol gösteren bir fener ve insanlığın sorunlarının ancak sosyalizmle çözülebileceğinin tartışılmaz tarihsel kanıtı olarak yaşamaya devam etmektedir. Bir gün Sovyetler yine kurulacaktır. Bundan eminiz.2010.10.24

12195_8537_09112009_3-11930’larda Ekim Devrimi’ni tasvir eden birçok yağlı boya tablo ortaya çıkmıştı. Devrimin liderlerinden biri olan Lenin koskocamandı. Devrimin diğer lideri Troçki’nin yerine konmuş devasa parti bayrağının yanında mağrur bir şekilde duruyordu. Lenin’in ayaklarının bastığı yerde duran Rus işçileri ve köylüleri, kitle denizinde sadece küçük bir noktaydı. Bu, düpedüz Ekim Devrimi’nin içeriğinin boşaltılması ve Lenin etrafında yaratılan liderlik kültünün pazarlanmasıydı.

1917 Ekim Devrimi’nden 11 ay önce Finlandiya’da sürgünde bulunan bolşevik lider Lenin, bir toplantıda yoldaşlarına şöyle diyordu: “Devrimi belki de 20 yıl sonra göreceğiz.

1916 yılının sonunda 1. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım had safhadaydı. Savaşa karşı çıkanlar bir avuçken, kitleler milliyetçi ve şoven çığlıklarla kanlı bir boğazlaşmaya sürüklenmişti. Rusya’da ise Bolşevik Partisi son derece zayıf, örgütleri dağılmış ve bağlantısız bir konumdaydı. Lenin bu yüzden karamsardı.

Sadece iki ay sonra, 1917 Şubat’ında, savaşa karşı çıkan ve 8 saatlik işgünü isteyen kadın işçilerin sokağa çıkmasından kısa bir süre sonra Rus monarşisi yıkıldı. Devrim kendiliğinden gerçekleşmişti. Hiçbir parti bu gelişmeyi öngörememiş ya da bir plan doğrultusunda iradi müdahalede bulunamamıştı. Çarlığı yıkan Rus işçileri, hemen kendi taban örgütlerini kurdular. Farbrikalarda bütün işçilerin oyuyla seçilmiş işçi temsilcilerinin oluşturduğu Sovyet (Türkçesiyle Konsey) adı verilen örgütlenme her tarafa yayılmıştı.

1917 Şubat’ı ile Ekim’i arasında ikili bir iktidar dönemi yaşandı. Bir yanda Sovyetler, öte yanda burjuvazinin soldaki yandaşlarıyla oluşturduğu geçici hükümet. Bu süreç boyunca Lenin ve partisi, inatla Sovyet iktidarını savundu. Bolşevikler, sovyetlerin çoğunluğunu kazanmak için uğraştı. 1917 Eylül’ünün sonunda ise Bolşevikler sovyetlerde çoğunluk olmuştu. Rus işçileri ve köylülerinin verdiği destek sonucu, ayaklanma parti tarafından örgütlendi. Ama yine bir müthiş plan doğrultusunda değil. Doğası gereği gizli olan ayaklanmanın tarihi, ayaklanmaya karşı çıkan bir bolşevik lider Zinovyev tarafından ifşa edilmişti! Zinovyev gibi birçok Bolşevik kadro iktidarın alınması konusunda tereddütlüydü. Ancak Lenin ve Troçki, tabanın temsilcileri olarak doğru anda iktidarın alınmasını sağladılar.

1917’deki iki Rus Devrimi’nin tarihine bakıldığında, devrimin milyonlarca işçi ve yoksul köylü tarafından aşağıdan gerçekleştiği, devrimci partinin ise bu eğilimi tanıdığı ölçüde çoğunluğun desteğini kazandığı görülür.

Ekim Devrimi tarihin en kansız devrimlerinden biridir. Devrimin kalbi olan Petersburg’da ayaklanma sırasında 1 kişi bile ölmemiştir. Moskova’da küçük çaplı çatışmalar sonucu az sayıda insan öldü. Çoğunluk harekete geçmiş ve hegemonik bir güç olmuştu. Kanlı hesaplaşma 1919’da gerçekleşecekti.

En demokratik iktidar

1917-1919 yılları arasında Rusya’da tarihin en demokratik ve özgürlükçü iktidar deneyimi yaşandı. Devrim, hiçbir burjuva iktidarın cesaret edemeyeceği kararlar aldı. Eşcinsellik ve farklı cinsel yönelimler yasal olarak tanındı. Kadın üzerindeki erkek tahakkümü yasal olarak ortadan kaldırılırken, kolektif kreşler ve mutfaklar açıldı. Kağıt üzerindeki yüksek vergiler kaldırıldı, dünya ve Rus edebiyatından milyonlarca kitap ücretsiz olarak dağıtıldı. Askeri hiyerarşi ve rütbeler yasaklandı. Ücretler eşitsizliğine karşı savaş açıldı. Kaba saba denilip hor görülen sıradan insanların önü açıldı.

Doğrudan demokrasi, işçi sınıfı iktidarının temel özelliğiydi. Sovyet aygıtı için seçilen temsilciler, ortalama bir işçi ücreti kadar para alıyordu. Her an geri çağrılabilirlerdi. Burjuva toplumunda seçimlerde 5 dakikalık gerçekleşen demokrasi, devrimci iktidar sırasında sürekli yaşatılan bir olguydu.Bugün kendine komünist diyen kimilerine göre, demokrasi demek faşizm demek. Ama Lenin ve yoldaşları hiç de böyle düşünmüyordu.

Karşı-devrim

Lenin, Troçki ve Bolşevikler’e göre Rus Devrimi, Dünya Devrimi için atılan bir adımdı. Üstelik tali bir adımdı. Önemli olan, bu hareketin bir dizi zincirleme reaksiyona neden olmasıydı. Avrupa’dan, özellikle Avrupa kapitalizminin kalbi Almanya’dan bir devrim gelmediği sürece, Rusya’da devrimin yaşama şansı yoktu. Lenin, birden fazla kez Alman Devrimi’nin zaferi için Rus Devrimi’nin feda edilebileceğini söylemişti.

1919-1923 Alman Devrimleri başarısızlığa uğradı. Dünyanın birçok yerinde devrimler, ayaklanmalar oluyor, Sovyetler kuruluyordu. Ama hiçbir ülkede Bolşevik Partisi gibi işçi sınıfı içinde kökleri olan ve bu sınıfın kitlesel onayını almış bir parti yoktu.1919 yılında dünyadan beklenen yankı gelmezken, Rusya’da eski toplumun devamını isteyen güçler toparlanmış ve bir iç savaş başlatmıştı. 1921’e gelindiğinde Ekim Devrimi’ni gerçekleştiren işçilerin ezici çoğunluğu cephelerde ölmüştü. İşçi sınıfı atomize olurken, büyük şehirleri kıtlık kaplamış, mülk sahibi köylüler devrime karşı direnişe geçmişti. Toplumsal temelini yitiren Bolşevik Partisi, devletle özdeşleşmişti. Sovyetler ve diğer taban örgütleri sönerken, Kızıl Ordu en güçlü örgütlenme olmuştu. Stalin liderliğindeki bürokrasi tüm ipleri eline almıştı.

Karşı devrim, 1921-1929 arasındaki çetin mücadelelerin sonucu zafere ulaştı. Stalin, 1926’da milliyetçi “tek ülkede sosyalizm” doktrinini uydurmuştu. 1929 yılında mutlak iktidarı elinde tutan stalinist bürokrasi, Rus toplumunun önceliği olarak sermaye birikimini koymuştu. 1936’da Moskova Duruşmaları diye anılan terör döneminin ardından milyonlarca işçi, köylü, muhalif, Rus olmayan ulusların üyeleri, eşcinseller, kadın hakları savunucuları katledilmişti. 1940 yılında stalinist bürokrasi 2. Dünya Savaşı’nın bir tarafı olarak milyonlarca işçiyi cepheye göndermişti.

Ancak tarih, sınıf mücadelelerin tarihidir. Hiçbir parti, merkez komitesi, yanılmaz şef, bu toplumsal yasaya karşı duramaz. Rusya’da işçi devrimini ezen, dünya devrimini satan ve tarihin en ağır baskıcı rejimlerinden biri olan Sovyetler Birliği 1991’de çökecekti.Çöküşü başlatan 1989’da Doğu Avrupa’da Rusya’nın kuklası stalinist hükümetleri yıkan işçi sınıfının hareketiydi. 1917 Ekim’inde tarihe parantezi işçiler açmıştı, 1989-1991’de parantezi kapatan yine işçiler oldu.

Selim Işık/ (Sosyalist İşçi’nin 13 Kasım 2009 tarihli 380. sayısından alınmıştır.

ekim_devrimi_94_yasinda_1320737399İnsanlık Tarihinin En Önemli ve En Tartışmalı Sosyo-Politik Alt-Üst Oluşlarından Ekim 1917 Devrimi 94 Yıl Önce Gerçekleşmişti

Ekim Devrimi, Bolşevik Devrimi ya da Rus Devrimi (İhtilâli) diye bilinen büyük sosyo-politik alt-üst oluş, bundan 94 yıl önce, Milâdi Takvime göre 6 Kasım 1917’de, artık terk edilmiş olan Jülyen Takvimine göre ise, 24 Ekim 1917’de gerçekleşmişti.
Petrograd’daki (1922 – 1991 periyodunda Leningrad, 1991’den sonra St. Petersburg) Kışlık Saray bu tarihte Bolşeviklerin eline geçmişti. Monarşi yanlıları, dünyanın belli başlı kapitalist devletlerinin desteğini arkalarına alarak devrimi tanımamış, kurdukları Beyaz Ordu üzerinden Bolşeviklere savaş açmışlardı. 5 yıl süren bu çok kanlı iç savaş, monarşistlerin ezilmesiyle sonuçlanmış, hemen akabinde de 30 Aralık 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB, SSSR, CCCP) kurulmuştu.

Devrimin lider takımının 1 numarası olan Vladimir İlyiç  Lenin’in (1870 – 21 Ocak 1924) ölümüyle birlikte bütün iktidarı elinde toplayan Josef Stalin (1879 – 5 Mart 1953), yaklaşık 30 yıl boyunca SSCB’nin tek hakimi olarak tarih sahnesinde kalmıştır. Stalin, iktidarı döneminde, pratik anlamda demir yumrukla yönettiği halklara; uzun vadede ise düşünce plânında olmak kaydıyla Sosyalizm idealine ve Dünya Devrimi ülküsüne çok büyük zararlar vermiştir. Stalin’den sonra iktidara gelen revizyonist klik, 1953 – 1991 döneminde, Stalin’in kimi uygulamalarını tadil etmiş, ancak onlar da dünya halklarının ve emekçi sınıfların umut bağlayabileceği sosyalist pratikleri ve teorik açılımları hayata geçirememiştir.
Bu satırların yazarı, hem Stalin’i ve hem de onu takip eden revizyonist çizgiyi sosyalist ve devrimci olarak görmemektedir. Rusya’da 1917 – 1991 sürecinde yaşanan 75 yılda, esas itibarıyla özgürlükçü, demokratik, güler yüzlü, vicdanlı ve gerçekten emek yanlısı pratiklere imza atabilen bir sosyalist rejim ne yazık ki kurulamamıştır. Lenin’in hayatta ve Sosyalist Devletin başında olduğu 1917 – 1924 dönemi, bütün bir SSCB tarihinin en umut verici pratiklerinin ve teşebbüslerinin yaşandığı, ancak bunların da, önce uzun ve kanlı bir iç savaş, ardından da ağır ekonomik krizler yüzünden, daha doğum aşamasındayken boğuldukları çok kritik ve bir o kadar da talihsiz bir geçiş evresi olarak tarih denilen o büyük ‘beşeri muhasebe kaydı’nın sayfaları arasındaki yerini almıştır.

Yukarıda da belirtildiği üzere, hem Stalin ve hem de onun mirasını reddettikleri iddiası üzerinden siyaset yapan revizyonist klik, 68 yıl süren iktidarları boyunca sürekli olarak sosyalizme ihanet eden ‘reel sosyalist’ pratiklerin eyleyicileri olmuştur. ‘Reel sosyalist’ uygulamalar, bir taraftan onlara doğrudan maruz kalan yüzlerce milyon insanın hayatını pratik ve maddi manada çok olumsuz etkilemiş; öbür taraftan, bu satırların yazarının da arasında olduğu, yeryüzündeki on milyonlarca sosyalisti, sosyalizmden ve sosyalist mücadeleden soğutup kopararak sosyalizm ve dünya sosyalist devrimi ideallerine öldürücü darbeler indirmiştir.1991 – 2011 döneminde yaşanan kapitalizmin restorasyonu süreci sırasında, en vahşisinden olmak kaydıyla, pazar ekonomisinin inşa edilebilmesi ve buna ‘sosyalist toplum’dan neredeyse hiç tepki yükselmemiş olması, söz konusu coğrafyada 1917 Devrimi sonrasında inşa edildiği iddia edilen sosyalist toplumun esasen ne denli yanlış anlayışlarla projelendirilmiş olduğuna da işaret etmektedir.Stalinizme ve onu takip eden revizyonist Sovyet idaresine bu denli ağır eleştirilerde bulunmama karşın; bir hususun altını çizmezsem, bunun da objektif ve vicdanlı aydın tavrıyla çelişeceğine inanıyorum.SSCB’deki reel sosyalist uygulamaları en ağır şekilde eleştirmek, şu soruların nesnel, ahlâki ve vicdanlı ölçütler içerisinde cevaplandırılması halinde kaale alınabilir ve samimi bulunabilirler.

İşte o kritik sorular: 

1 – Sovyet Devrimi başarılı olmasaydı, başta Afrika olmak üzere, Asya ve L. Amerika’daki onlarca ülke, hükmü altına girdikleri emperyalizmin doğrudan sömürgecilik cenderesinden o denli rahat kurtulabilir miydi?
2 – Sovyet Devrimi başarılı olmasaydı, emekçi sınıflar, 20. asır boyunca küresel olarak elde ettikleri kazanımları yine de elde edebilirler miydi?
3 – Sovyet Devrimi başarılı olmasaydı, kapitalist sistemle büyük bir rekabete girişen sosyalist kampın ateşlediği bilimsel ve teknolojik ilerlemelerde 20. asır boyunca yaşanan o devrim niteliğindeki patlama yine yaşanır mıydı?
4 – Sovyet Devrimi başarılı olmasaydı, insanoğlunun uzayı fethetmek için giriştiği o heyecan verici bilimsel rekabet ve yarış süreci yine söz konusu olur muydu?
5 – Sovyet Devrimi başarılı olmasaydı, ABD kapitalizmi, içine düştüğü en ağır ekonomik kriz olan 1929 – 1933 buhranından çıkmasına yardımcı olan solcu ‘New Deal’ programını yine uygulayabilir miydi?
6 – Sovyet Devrimi başarılı olmasaydı, her alandaki ve her daldaki rekorların paramparça edilmesine yol açan o inanılmaz spor rekabeti yine gerçekleşebilir miydi?
7 – Sovyet Devrimi başarılı olmasaydı, insan ömrünün 1 asırda ortalama olarak 30 yıl uzamasına neden olan o tıbbi atılımlar çağı yaşanır mıydı?
8 – Sovyet Devrimi başarılı olmasaydı, sosyal bilimlerin hemen her alanında üretilen devasa boyuttaki o eleştirel ve muhalif literatür üzerinden, kapitalist sistemin bu denli ayrıntılı bir kritiği yapılabilir miydi?
Ekim Devriminin 94. yılı vesilesiyle, insanlık tarihinin en önemli olaylarından olan bu olguyu eleştirdiğimizde, yukarıda birkaç tanesini sıraladığım, konuya dair düşünenlerin ise sayısını kolaylıkla arttırabilecekleri kritik ve önemli soruların da samimi ve nesnel bir yaklaşımla cevaplanmasında fayda vardır. Etkileri hala şu ya da bu şekilde hissedilmekte olan bir tarihi hadisenin objektif muhasebesinin ancak bu şekilde gerçekleştirilebileceğine inananlardanım.

Ziyaver Şencan /twitter.com/ziyaversencan

kaynaklar:  serbestkalem.blogcu.com – sosyalistforum.net – www.marksist.org -nuve.bi

 



Bu habere hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yapan sen ol !
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • KÜLTÜR
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10

GÜNÜN HABERLERİ

YAZARLAR

baslik