Habeler, haber
DOLAR
/
EURO
/
ALTIN
/
BİST
/
Güneşli
İstanbul: Güneşli
  • NAMAZ
    VAKİTLERİ
  • HAVA DURUMU
  • ÜYELİK GİRİŞİ

Kazan kaldırmadan askeri müdahaleye

Kazan kaldırmadan askeri müdahaleye
Eklenme : 28 Haziran 2009 20:05    Güncelleme : 02 Ocak 2016 0:20    Okunma : 1600

yeniceri

yeniçerilerin dolayısıyla askerin ayaklanması anlamına gelen ve artık dilimizde unutulmaya yüz tutmuş deyimlerden birisidir “kazan kaldırma”. ücretli askerleri barındırmakta olan yeniçeri ocağı adındaki kışlanın orta yerinde yemeklerin kaynadığı kazanlar bulunurdu ve yeniçeriler bir sorunları olduğu zaman bu kazanın başında toplanarak konuşur, tartışırlardı. isyan etmeye karar verdikleri zaman bu kazanı kaldırıp dışarıya çıkarırlardı. kazan kaldırma sözü buradan gelir.

osmanlı döneminin hiçbir dönem bitmeyen isyanlarının birçoğunda yeniçerilerin ya doğrudan ya da dolaylı olarak payı bulunmaktaydı.
işte bunlardan bazı belli başlı olanlar…

genç osman faciası

bizim genç osman olarak tanıdığımız II. osman, başarısız geçen hotin seferi sonrasında iyiden iyiye yozlaştığını düşündüğü yeniçeri ocağını kaldırıp yerine düzenli ordu kurmaya kararlaştırmıştı. genç padişah yeniçerilere karşı karşı sıkı bir denetime ve suçlu görülenleri cezalandırma yoluna gitmeye başladı. bu arada öteki alanlarda da yenileştirme ve devlet otoritesini sıkı bir şekilde kurmaya çabalıyordu. tabi bu durum başta yeniçeri ve sipahi ocakları olmak üzere yeniliklerden hoşlanmayan sofu din adamlarının tepkilerine neden oluyordu.

padişahın hacca gitme kararı yeniçeri ve softaların ayaklanmalarının görünür nedeni oldu. 1622 yılında recep ayının 7’sinde bugünkü sultanahmet meydanı olan at meydanında toplanan isyancılara sadrazam dilaver paşa ilk ödün olarak padişahın hacca gitmekten vazgeçtiği bildirdi. yeniçeriler bundan sonra sadrazam dilaver paşa’nın ve kızlarağası mustafa ağa’nın başlarını istedi. padişahın çevresi “padişahım, kul daima efendisine kurban olagelmiştir” diyerek adı geçen isimleri isyancılara teslim edilmesini istemesine rağmen genç osman ancak iki gün direnebilmiş, sonunda saray kapısı aralanmış ve sadrazam ile kızlarağası kendilerini isyancıların arasında buluvermişti. ikiside vahşice parçalanarak cesetleri at meydanında sürüklendi.

isteklerinin sonu gelmeyen yeniçeriler bu kez de genç osman yerine, akıl hastası olduğu için tahttan indirilmiş olan amcası I.mustafa’nın padişah olmasını istediler.

şeriat isterük naralarıyla saraya dalmayı başaran isyancılar, yeni sadrazam olan hüseyin paşa’yı genç osman’ın makamında gözleri önünde başını keserek öldürdüler ve kendisini de yedikule zindanlarına götürerek kementle boğdular.

patrona halil isyanı

Patrona Halil Isyani sirasinda yasananlar. Ressam Jean-Baptiste van Mour

nevşehirli damat ibrahim paşanın tutumu ve ünlü lale devri ile simgelenen savurganlıklar, hazineyi güç durumda bırakır ve bu da halkın üzerine binen vergiler olarak yansıyarak hoşnutsuzluk yaratır. 1730’da sadrazamın iran seferine gitmekten vazgeçmesini bahane eden yeniçeriler, patrona halil ve 17 arkadaşıyla birlikte beyazıt hamamının önünde toplanır. daha sonra topluca yeniçeri ocaklarına gidip kazan kaldırılır. cebecilerin de katılımıyla büyüyen ayaklanma, sadrazam damat ibrahim paşa, kaptan-ı derya ve istanbul kaymakamı kaymak mustafa paşa ve sadaret kethüdası mehmet paşa’nın boğdurularak cesetlerinin isyancılara teslim edilmesi ile sonuçlanmaz ve isyan devam eder. bunun zerine padişah III. ahmet tahttan inerek yerini yeğeni I. mahmut alır. bu arada 100’den fazla yalı ve köşk yakılarak malları yağmalanmış ve devletin önemli kademelerine de asilerin istedikleri isimler getirilmiştir.

kabakçı mustafa isyanı

III. Selim

III. selim nizam-ı cedit adıyla yeni bir ordu kurma çabalarındayken, yeniçeri ocağında yamak onbaşısı olan kabakçı mustafa elebaşılığında yeni bir ayaklanma başgösterdi. şeyh-ül islam ve sadaret kaymakamının da desteğini arkasında bulan yeniçeriler, 26 mayıs 1807 de rumeli kavağı’nda ayaklanmış ve kısa zamanda tüm tabyalara sıçrayarak at meydanında binlerce kalabalığın toplanmasına yolaçarak, “başı istenenler listesi” saraya sunulmuş, tüm istenen şahıslar kalabalığa teslim edilmiş ama III. selim tahttan yine de indirilerek yerine IV. mustafa çıkarılmıştı.

alemdar vakası

alemdar mustafa paşa

bir yıl sonra 28 temmuz 1808′ de rusçuk ayanı alemdar mustafa paşa, mühr-ü humayunu tekrar ııı. selime vererek tahta çıkmasını sağlamak amacıyla rumeliden getirdiği kuvvetlerle sarayı başmış, bu karışıklık esnasında IV. mustafa III. selim’i öldürterek durumun önüne geçmeye çalışmıştı. alemdar mustafa paşa bunun üzerine IV. mustafayı hapsederek yerine II. mahmutu tahta çıkardı.
aynı yılın kasım ayında alemdarın zevk ve sefa içinde eğlenceye daldığını öne sürerek başlayan yeniçeri isyanı, bab-ı ali’nin yeniçeriler tarafından basılması, bizzat alemdar’ın da katıldığı çatışmaların yaşanması ve kurtuluş ümidinin kalmadığını gören alemdar’ın mahzene inerek cephaneliği patlatması sonucu kendisiyle birlikte 500 civarında yeniçerinin de ölümü ile sonuçlanır. alemdar’ın cesedinden arta kalanlar atmeydanına kadar sürüklenir ve zaferin coşkusu yaşanır.

en nihayet vak’ayı hayriye

II.Mahmut

yeniçerilerin son ayaklanması II. mahmut devrinde yaşandı ama bu sefer başarısızlıkla sonuçlandı ve yeniçeriler tarih sahnesinden tamamen silindi. askerden ziyade teşkilatlanmış ve binlerce üyesi bulunan eşkiya topluluğuna dönüşmüş olan yeniçeriler yüzünden istanbul’un asayişi tamamen çökmüş ve tarihçilerin yazdıklarına göre istanbul, bırakın kadınları, eli pençeli, kolu kolçaklı dört kaş yiğitlerin dahi sokaklarda sağ salim yürüyemeyeceği bir dehşet kentine dönüşmüştü.
II. mahmut eşkinci adıyla yeni bir askeri birlik kurulduğunu ve buraya her yeniçeri ocağından bir miktar asker alacağını duyurunca her zamanki gibi yeniçeriler ayaklandılar. bunun üzerine padişah yeniçeri ocağını tümden kaldırmaya karar verdi. sancak-ı şerif’i çıkartarak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağıran padişahın bu talebine, topçu ocağı, esnaf, medrese öğrencileri ve yeniçeri ocağı dışındaki tüm askeri birliklerin de katılımıyla yeniçeri kışlaları topa tutularak 15 haziran 1826’da yeniçeri varlığı son buldu. ülkede büyük bir yeniçeri cadı avı başlatılarak tüm imparatorlukta dağılmış ve halkın arasına katılmış olanların, hatta sırf özentiden dolayı kendilerine yeniçerilerin kullanmakta olduğu dövmelerden yaptırmış olan gençlerin dahi peşine düşülerek toplu halde tutuklamalar ve idamlar gerçekleştirildi. bu olayın hayırlı bir sonuca erdiği düşünülerek vak’ayı hayriye adıyla anıldı ve tarihe bu isimle geçti.

31 mart vak’ası

31 mart vak’ası sonrasında idam edilenler

osmanlı tarihinde askerin devlet yönetimine müdahalesinin son önemli olayı 31 mart vak’asıdır. sultan II. abdulhamit devrinde ilan edilen ikinci meşrutiyetin beklenen sonucu vermemesi ve giderek artan toprak kayıpları ülkede hoşnutsuzluğu son haddine getirmişti.
istanbul’daki avcı taburları ve bir kısım birlikler 31 mart’ta gece yarısından itibaren ayasofya daki meclis-i mebusan önünde “şeriat isteriz” haykırışları ile toplanmış ve adliye vekili nazım paşa ile lazkiye mebusu arslan bey isyancılar tarafından öldürülmüştü. bunun üzerine meclis başkanı istifa etmiş, padişah tarafından bir bildiriyle bu ayaklanmadan dolayı askerin sorumlu tutulmayacağı deklare edilmiş ve hükümet çekilmişti.

bu arada rumeli’deki subaylar ve istanbul’dan kaçan bazı subaylar hep birlikte selanik’te mahmut şevket paşa komutası altında toplanarak harekat ordusunu oluşturmuş ve rejimi kurtarmak amacıyla istanbul’a doğru yürüyüşe geçmişlerdi.

hareket ordusu

24 nisan 1909’da istanbul’da sıkıyönetim ilan edilmiş isyan bastırılarak elebaşıları idam edilmiş ve sonrasında da 27 nisan’da mecliste yapılan bir toplantıda alınan kararla II. abdulhamid tahttan indirilerek selanik’e sürgüne gönderilmişti.

cumhuriyet dönemi
demokratik cumhuriyet yönetimine karşı ilk silahlı müdahale girişimi 1958 yılında henüz hazırlık aşamasında ortaya çıkarılmıştı. “dokuz subay olayı” diye anılan bu olayda, hükümete karşı komplo hazırladıkları gerekçesiyle istanbul’da 9 subay tutuklanmıştı. sanıklardan biri emekli olmak üzere üçü albay, biri yarbay, dördü binbaşı ve biri de yüzbaşıydı. olayın açıklanması üzerine milli savunma bakanı şem’i ergin istifa etti ve yerine ethem menderes atandı. “isyan muharrikliği” suçlamasıyla yargılanan 9 subayın duruşması 24 kasım 1958’de sona erdi ve yalnızca kurmay binbaşı samet kuşçu 2 yıl hapse mahkum oldu, öteki sanıklar beraat etti.

27 mayıs ihtilali

milli birlik komitesi

1950 yılında ezici bir oy çokluğu ile işbaşına gelen menderes hükümeti özellikle 57 seçimlerinden sonra sert eleştirilere hedef olmaya başladı. menderes iktidarı 59 yılı ve 60 yıllarının başlarında siyasal alanda baskı rejimine yönelmiş olmakla itham ediliyordu. muhalefet parti başkanları, gazeteciler tutuklanıyor, muhalefetteki chp başkanı ismet inönü’nün yurtiçi gezileri engelleniyordu. vatan cephesi gibi uygulamalarla ülke siyasi yönden cephelere bölünmüş vaziyetteydi. ankara istanbul gibi kentler sıkıyönetim altında, gazeteler yayın yasakları ile bir tür sansür içindeydi. öğrenci olayları ise çok geniş boyutlara ulaşmış, istanbulda 28 nisan, ankara 5 mayıs olayları anılarda unutulmaz izler bırakmıştı. mecliste iktidarın oylarıyla kurulan tahkikat komisyonu, anayasanın üzerinde yetkiler kullanmaya başlamıştı. zamanın savunma bakanı ethem menderese bu gidişatı eleştiren kara kuvvetleri komutanı orgeneral cemal gürsel görevinden ayrılmıştı.

26 mayıs’ı 27 mayıs’a bağlıyan gece yarısı silahlı kuvvetler ankara ve istanbul’da giriştikleri harekatı kansız bir biçimde başarıya ulaştırarak ülke yönetimine el koydu. devlet başkanlığına getirilen cemal gürsel başkanlığında 38 kişilik bir milli birlik komitesi oluşturuldu. eski iktidar mensupları “yassıada duruşmaları” diye anılan yüksek adalet divanında yargılanarak eski başbakan adnan menderes, dışişleri bakanı fatin rüştü zorlu ve maliye bakanı hasan polatkan idama mahkum edilerek cezaları infaz edildi.

adnan menderes idam sehpasında

15 ekim 1961’de yapılan bir genel seçim sonrasında demokratik rejime geri dönüldü ve böylece 27 mayıs harekatında silahlı kuvvetler tarafından deklare edilen demokrasiye dönüş sözü yerine getirilmiş oldu.

22 şubat ve 21 mayıs
27 mayıs 1960 harekatından sonra demokratik rejime karşı silahlı iki ayaklanma girişimi oldu; bunların ikisi de albay talat aydemir imzasını taşıyordu.

albay talat aydemir (soldan ilk başta)

harp okulu komutanı albay talat aydemir 22 şubat 1962 gecesi silahlı bir harekata girişti. aydemir ve arkadaşlarının girişimi o geceyi hava kuvvetleri komutanlığında geçiren başbakan inönü’nün yönettiği bir bastırma harekatıyla engellendi. bu girişimde bulunan subayların 20’si ertesi gün emekliye çıkarıldı ve 14’ü de farklı görevlere atandı. harekatın bastırılması esnasında isyancıların cezalandırılmayacağı yolunda inönü tarafından güvence verildiği sonradan öne sürüldü. 10 mayıs 1962 yılında çıkarılan bir yasayla aydemir ve arkadaşlarının cezalandırılmaması sağlandı.
emekli albay talat aydemir, 21 mayıs 1963 yılında ikinci bir silah darbe girişiminde daha bulundu. 20 mayıs’ı 21 mayıs’a bağlayan gece yarısından hemen sonra zırhlı birliklerin ankara radyoevini kuşatması ile harekat başladı. harp okulu öğrencilerinin ve bazı emekli subayların da katıldığı harekat aynı saatlerde istanbul’da da uygulamaya konulmuştu. bu seferki girişimde jetler ankarada alçaktan uçmuş, çatışmalarda 7 kişi hayatının kaybetmişti. ankara radyosunu ele geçiren isyancılar, “türk silahlı kuvvetleri ihtilal genel karargahı adına talat aydemir” imzalı bildiriyi birkaç kez okumuştu. yalnız bu girişim silahlı kuvvetler tarafından benimsenmemiş, inönü hükümeti duruma egemen olmuş ve öğleye doğru emekli albay talat aydemir ele geçirilmişti.

36’sı idam istemiyle yargılanan 103 sanıktan 7’si, emekli albay talat aydemir, em. binbaşı fethi gürcan, em. üsteğmen erol dinçer, üsteğmen ilhan baş, emekli kurmay albay osman deniz ve kıdemli binbaşı ahmet gücal idama mahkum edildi.

talat aydemir, fethi gürcan ve arkadaşları mahkemede

aydemir ve gürcan haklarındaki idam hükmü infaz edildi, diğerlerinin cezası ömür boyu hapse çevrildi. ayrıca 29 sanık ömür boyu, 12 sanık çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı ve 45 kişi beraat etti. beraat edenler arasında 27 mayısçılardan emekli albay alpaslan türkeş de bulunuyordu. ayrıca harbiyenin 1459 öğrencisi de yargılandı ve harbiye ile ilişkileri kesildi, aralarından 166’sı çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. 18 temmuz 1966 yılında çıkarılan bir yasayla hükümlülerin tümü affedildi.

sonraki yıllarda 12 mart muhtırası ve ülkemizi derinden etkileyen 12 eylül askeri harekatı hakkında bilgileri, başka bir yazının konusu olarak ileride bilinmeyen bir tarihe erteleyelim.



Bu habere hiç yorum yapılmamış. ilk yorum yapan sen ol !
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • KÜLTÜR
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10

GÜNÜN HABERLERİ

YAZARLAR

baslik